Profesyonelleşecek Yeni Sektör Duygusal Emek mi Olacak?

Michigan Üniversitesi tarih bölümünde yardımcı doçent olan Henry Cowles, AEON’daki yazısında, teknolojinin işgücü üzerindeki etkisine dair yeni kaygıların, bizi robotlar ve yapay zekânın gerçekleştiremeyeceği yeni görevler bulma arayışına ittiğine dikkat çekerek, değişen istihdam ortamında zihinsel ve duygusal emeğin gündeme gelişini yorumluyor.
 Tarih: 28-08-2020 10:53:36
Profesyonelleşecek Yeni Sektör Duygusal Emek mi Olacak?

Çalışmak zordur. Ancak bazen ne kadar zor olduğunu, hatta kimi emek türlerinin çalışma sınıfına girdiğini fark edemeyiz. Bütün gün dikilirseniz ya da bir ekrana bakarsanız fiziksel bir emekten söz edebilirsiniz.

Ancak görevin zihinsel beceri gerektirmesi durumunda, bu güçlük fark edilmeyebilir; bu da bu tür görevleri gerçekleştirenleri değerlendirmeyi ve takdir etmeyi güçleştirir.

Bilişsel katkılarıyla tanımlanan işler, sadece diğer emek türleri tehdit altında olduğunda gündeme geliyor.

İnovatif yöntemler yüzünden işsiz kalmanız ya da yerinizi bir makinenin alması bu becerilere ve insana özgü zihinsel durumlara odaklanılmasını sağlıyor.

Elbette hiçbir iş sadece fiziksel ya da sadece zihinsel değildir. Ancak yapılan işe verilen değerin belirlenmesinde bilişsel beceriler özel bir rol üstlenir.

“Duygusal emeği” ele alalım: Bakım sektöründeki, genellikle kadınlar tarafından gerçekleştirilen, eskiden beri düşük ücret ödenen işler.

Ekonominin diğer alanlarındaki otomasyon korkusu attıkça duygusal emek de gündeme gelmeye başladı.

Bitkinliğin kökeni

Bu, zihinsel emeğin değişen istihdam ortamında ilk gündeme gelişi değil. Bundan yüz yıl önce, benzer bir dönüşüm yeni bir bilişsel kategori yaratmıştı. Çalışma hayatının geleceğine dair kaygılar, mevcut işlerin güçlük düzeylerinin yeniden değerlendirilmeye başlanmasına yol açmıştı.

Özellikle de yeni teknolojilerin çiftlik ve fabrikalardaki el emeğini tehdit ettiği algısı, birçok kişinin daha sabit işlere–ofislere yönelmesini sağlamıştı. George Miller Beard, ABD toplumunun illeti olarak gördüğü “sinir zayıflığı” kavramına popülerlik kazandıran isim oldu:

Modern dünyanın hızlı ve sürekli değişimi insanı sinirsel açıdan bitkin düşürüyordu.

Beard ve diğerlerine göre, bu durumun nedeni teknolojik değişimin–benzeri görülmemiş ve tehlikeli olarak nitelendirdikleri–hızıydı.

“Beyin emeği” kavramı ilk kez bu ortamda ortaya atıldı.

Kavram, hem ofis çalışanlarının da fabrika çalışanları kadar bitkin düşebileceğini açıklamaya hem de çağın insanını işsiz kalmaktan kurtaran bu emek türünü onurlandırmaya yarıyordu.

Sinir zayıflığına dair tıbbi açıklamalar ve üretim sektöründeki mekanik gelişmelerin bir araya gelmesi “beyin emeğini” gündeme taşıdı. Beyinlerini kullanarak çalışanlar da artık ne kadar bitkin düştüklerini anlatabiliyor ve bu kadar bitkin düşmelerine yol açan işlerin şimdilik güvenli olduğunu düşünebiliyordu.

Düşününce, biraz garip bir rahatlama şekli. Bu kavramın savunucularına göre “beyin emeği” bizi insan yapan ancak aynı zamanda da bizi tüketen bir şeydi.

Geriye dönüp  bakıldığında, insana has becerileri garanti altına alma zorunluluğunun, bilişsel emeğin sağlık üzerindeki etkilerine çözüm bulma çabasına baskın çıktığını görebiliyoruz.

Duygusal bir çağ

Aynı şey günümüzde duygusal emek açısından da geçerli. Bilim ve tıptaki zihin-beyin bağlantısına dair ilerlemeler “duygusal bir U dönüşü” gerçekleştirerek, duyguların sosyal yaşam ve kişisel esenlik üzerindeki olumlu ve olumsuz boyutlarının dikkate alınmasını sağladı.

Kimlik ve etkileşim kavramlarını değerlendirmede duygusal nöroloji kilit bir önem kazandı.

Duygusal bir çağda yaşıyoruz.

Aynı zamanda da teknolojinin işgücü üzerindeki etkisine dair yeni kaygılar, bizi robotlar ve yapay zekânın gerçekleştiremeyeceği yeni görevler bulma arayışına itti. Bu iki dönüşüm, duygusal dönüş ve yapay zekâ, “duygusal emek” kavramında buluştu.

Psikiyatrlar ve diğer isimler bu tür işlerin ne kadar zorlu ve yıpratıcı olabileceğini vurguluyor. İster bakım sektöründe olsun ister evde, duygusal emek uzun süredir kadınlarla özdeşleştirilmiş halde; şimdiye dek görmezden gelinmesinin temel nedenlerinden biri de bu zaten.

Günümüzde, teknolojik değişimin etkisiyle, duygusal emek otomasyondan etkilenmeyecek çalışma türlerinden biri olarak görülmeye başlandı.

Yapay zekâya karşı duygusal emek, fabrikalardaki mekanizasyona karşı “beyin emeği”:

Her ikisi de belirli çalışma şekillerinin yüceltilmesi amacıyla bilim ve tıbbın kullanılması anlamına geliyor.

Her ikisinin de imalat sektöründeki işlerin tehlikeye girmesinin ardından, insanların yeni çalışma şekillerine değer kazandırma çabası sayesinde gündeme geldiği söylenebilir.

Öyle de olsa, bu sayede uzun süre boyunca hak ettiği değeri görmeyen işleri takdir etmeye başlamamız iyi bir şeydir.

“Yapay zekâya karşı duygusal emek, fabrikalardaki mekanizasyona karşı “beyin emeği”: Her ikisi de belirli çalışma şekillerinin yüceltilmesi amacıyla bilim ve tıbbın kullanılması anlamına geliyor.”

Asıl risk, şirketlerin duygusal emek konusunda kurum içi kaynaklardan yararlanmak yerine (tıpkı beyin emeğinde olduğu gibi) dış kaynak kullanımı yoluna gitmesi olacaktır.

Yüz yıl önce yönetim danışmanlığı sektörünün yükselişi, “beyin emeğinin” ortaya çıkışı sayesinde gerçekleşmişti.

Aynı durumun duygusal emek konusundaki karşılığı ne olacak ve bu iyi mi olacak?  

  Kaynak: OPTİMİST YAYINLARI
  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER YÖNETİM Haberleri
Tüm Anketler
İş Yerinde Mutsuzluğun Nedeni Nedir?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI