Değişim ve Kültür

Günümüz dünyasında ''değişim'' kavramının hayatının tam merkezinde yer aldığı bugünlerde ülkeler, organizasyonlar ve insanlar bunu yönetebilmenin uğraşı içinde... Doktora eğitimine devam eden dış ticaret uzmanı ve öğretim görevlisi Nilüfer ALTUNDAL BİYAN, hem ''değişim'' kavramını hem de değişim sürecinde etkili olan ''kültür'' kavramını açıklıyor...
 Tarih: 23-11-2020 13:05:30   Güncelleme: 23-11-2020 13:06:30
Değişim ve Kültür

Değişim hayatın karşı konulamaz kuralıdır. Doğa, içinde barındırdığı milyonlarca tür canlıyla birlikte durmaksızın değişir. Doğadaki canlıların hepsi varlıklarını, değişebilme yeteneklerine borçludur. Değişime direnen canlılar elenir; uyum gösterenler soylarını devam ettirir. Toplumsal değişim de doğa kanunlarına benzer. Biz istesek de istemesek de içinde bulunduğumuz çevre, koşullar, ilişkilerimiz, konumumuz değişir. Hayat bizi sürekli değişime zorlar.

Bundan bir yıl kadar önce birileri çıkıp "yakında dünya da maske savaşları yaşanacak" deseydi, hangimiz ciddiye alırdık?

COVID-19 salgınının, toplum ve gündelik yaşam üzerinde hali hazırda büyük etkileri oldu. Hayatımız ilk defa isteğimizin dışına çıktı... Alışkanlıklarımız ve rutinlerimiz salgından ciddi şekilde etkilendi.  Sokağa çıkma yasakları, dükkanların kapatılması, tedarik zinciri problemleri ve toplumsal yaşamın muhteşem bir hızla yavaşlaması… Belki de yavaşlamaya ihtiyacımız vardı!

Sosyal izolasyonun ve yavaşlamanın neden hep kötü sonuçlar doğurabileceğini beynimize empoze ettik?  Konfor alanlarımızın değişeceğinden mi korktuk? Oysaki insanların evlerine kapandıkları süreçte yaşantılarını yeniden değerlendirmeye başlayabilecekleri ve üretken hale gelebileceklerini destekleyen birçok örnekle dolu tarih... Kendileriyle baş başa kalan insanlar, bir zamanlar hayatlarında önemli olan alışkanlıklarını aşarak, insancıl ve naif yönlerini ve yeteneklerini keşfetmeye belki çoktan başladılar bile...

Kişisel tüketim ve seyahat alışkanlıkları değişiyor, bu da bazı insanlar için bunun anlamlı bir değişimin başlangıcı olup olmadığını merak konusu yapıyor. Temel ihtiyaç harici doldurduğumuz dolaplardakiler kullanılmadıkça, kapitalizmin dayattığı tüketime yönelik duygularımız muhtemelen azalacak ya da tam tersi azdırılmaya çalışılacak. Pandeminin bir sonucu olarak tüketim alışkanlıklarındaki değişiklikler bir başka yaşamın mümkün olabileceğine yönelik arayışları da ortaya çıkarmak üzere…

Değişime uyum gösteremeyenler direnenler olmayacak mı? Her zaman oldu ve yine var ve olacakta. .  Büyük çoğunluğumuz elbette bunların geçici bir dönem olmasını umut ediyor.  İnsan aklı değişimi kabullenmekte zorlanır. Çoğu insan içinde bulunduğu ortamı hiç değişmeyecekmiş gibi görür, değişen koşullara uyum göstermek yerine mevcudu (statükoyu) korumaya çalışır.

Değişimin en önemli direnç kaynağı psikolojiktir. İnsanların çoğu davranışları önceden edindikleri alışkanlıklara dayanır. Bu nedenle alışılmış işleri yapmak kişilere psikolojik bir rahatlık ve güven duygusu verir. Bu alışkanlıkların değiştirilmesi insanların tüm dengelerini altüste edebilir; bu nedenle değişime direnç gösterebilirler. Psikolojik direncin nedenleri; belirsizlik ve bilgi eksikliği, yabancılaşma, alışkanlıklar, güvensizlik, ilgisizlik, algılama biçimi, değişimin yanlış olduğu inancı, farklı değerlendirmeler, empoze edilen değişimden memnuniyetsizlik, değişimin getirdiği yeni kurallar ve kontrol artışına karşı duyulan kızgınlık şeklinde sıralanabilir.

Sadece bireysel farklılıklar değil, bir topluma hâkim olan kültür de insanların değişime karşı tutumlarını belirler. Bazı toplumlar değişimi kucaklarken bazıları değişime kapalı olur. Dünya tarihine baktığımızda, ölüm tehlikesi yaratan salgınlar içe kapanma ve dış gruplarla araya mesafe koyma davranışını artırır. Bu sebeple salgınların tarih boyunca daha yoğun yaşandığı kültürler, grup içi ilişkilerine yoğunlaşarak kendi içlerine kapanmışlardır.  Yabancılarla ilişkiler daha mesafelidir. Dolayısıyla, bu kültürler zamanla daha kolektivist olmuştur. Salgın tehlikesinin daha az hissedildiği yerlerde ise dış gruplardan insanlarla ilişkiler daha serbesttir. Bu kültürlerde iç grup bağları daha zayıftır ve zamanla daha bireyselleşilmiştir. Batı ülkelerinde ve ABD de bireyselcilik daha fazla olduğu için salgının ciddiyetini kavrama ve dolayısıyla kontrol altına alma daha zor olmuştur. Doğu kültürleri daha kolektivist olduğu için daha hızlı bir şekilde kontrol altına alınmıştır.

Yine Yüksek bağlamlı kültürlerde (doğu) normlar çok güçlüdür ve normalin, geleneklerin dışına çıkılması tepki çeker. Çünkü tehlike anında grubun bir bütün olarak hareket edememesi, tüm grup üyelerini risk altına sokabilir. Güç Mesafesi düşük belirsizliğe hoşgörü düzeyi olan kültürler krizlerde daha hızlı eyleme geçerler; çünkü krizin yarattığı gerginliği ve belirsizliği ortadan kaldırmayı tercih ederler. Bu bağlamda, düşük belirsizliğe hoşgörü düzeyi olan kültürlerde hızlı bir Covid-19 önlemler dizisi benimsenmiştir.

Güç mesafesi yüksek olan toplumlarda gücün eşit dağıtılmadığı bakış açısı egemendir. Güç mesafesinin yüksek olduğu kültürler hükümetin krize ilişkin kurallarını ve kararlarını sorgusuz sualsiz kabul ederek uygularlar. Güç mesafesinin düşük olduğu toplumlarda sokağa çıkma yasakları ya da iş yerlerinin kapanması daha fazla sorgulanmıştır. Sosyal mesafeyi uygulamak istemeyen, maske takma kuralına uymayan ya da sokağa çıkma yasağına karşı çıkan kültürler de Covid-19 salgının daha yoğun görüldüğü verilerle desteklenir. 

Bazı kültürler ise daha gevşektir (düşük bağlamlı), bu toplumların tehlike algısı ise daha düşüktür ve kısmen bundan dolayı bireylerin kendi kafalarına göre hareket etmesine daha çok müsamaha gösterilir. Salgın gibi tehdit unsurlarının, etkilenen toplumların kültürlerini sıkılaştırabileceğini, kendi normlarına daha sıkı sarılmalarına sebep olabileceğini söyleyebilmek mümkündür.

Heveslik ve kısıtlılık, kültürün göreceli olarak isteklerini ve heveslerini yerine getirmekte kendilerini ne kadar özgür bıraktığı ya da katı kurallar tarafından kontrol edildiğiyle ilgilidir. Hevesli toplumların sosyal mesafeyi ve hatta Covid-19 salgınını mümkün olduğu kadar olumlama yaparak değerlendirdikleri görülür. Bu iletişim dilini sosyal mesafeye ya da Covid-19’a ilişkin sosyal medya ve diğer iletişim kanallarında rahatlıkla gözlemlenebilir. Hevesli toplumlardaki iletişim dili daha mizahi olarak görülür. Bu noktalardan hareketle, Covid-19 salgınına ilişkin alınacak önlemler, bu önlemlerin vatandaşlara nasıl benimsetileceği ve hangi iletişim dilinin uygun olduğu kültürel özellikler de göz önüne alınarak planlanmalıdır.

Değişime nasıl bakıyoruz?

Değişim insanların güvenlik duygularını tehdit eder ve bu nedenle değişimi yönetmek için etkili bir iletişim yapmak gerekir. İnsanları değişimin her aşamasından haberdar etmek, olası tepkileri içtenlikle dinlemek, sorunları anlamaya çalışmak ve samimi bir iletişim ortamı yaratmak gerekir. Değişime olan direnci azaltmak için değişimden etkilenecek olan insanları mümkün olduğu ölçüde değişimin bütün süreçlerine dâhil etmek gerekir.

Değişimin parçası olan herkes daha az endişe duyar ve değişimi daha kolay kabullenir. Fakat güç mesafesinin yüksek olduğu toplumlarda hiyerarşik yapılanma yüksek olduğu için gücün ve imkanların adaletsiz dağılımı toplumun görece daha güçsüz bireyleri tarafından kabullenilmiştir. İletişimden ziyade yaptırım uygulanır.

Yine belirsizlikten kaçınmanın yüksek olduğu toplumlarda, değişime direncin fazla olduğu ve risk alma eğiliminin az olduğu bir ortam söz konusudur. Hofstede’nin araştırmalarında Türkiye, belirsizlikten kaçınmanın yüksek olduğu ülkeler arasında yer almaktadır. Yani Türk toplumu olarak, bize göre daha garanti olduğunu düşündüğümüz durumları daha çok tercih ediyoruz çünkü risk almaktan, değişimden ve hata yapmaktan çekiniyoruz.

Toplumların değişime hazır olabilmesi, karşı karşıya olduğumuz salgın ve değişimin hızı ile baş edilebilmesi için, kültürel kodların, değerlerin ve alışkanlıkların gözden geçirilmesi ve yeniliklere uygun hale getirilmesi kritik önemdedir. Kültürler bir günde değil, uzun yıllar içinde oluştuğu için, kültürlerin evrilmesi ve değişmesi de uzun zaman alır. Buna yönelik çalışmaların, toplumların ve kurumların stratejik planlarına dahil edilmesi, zaman kaybedilmeden başlatılması gerekmektedir.

Değişim devasa boyutta olsa da olmasa da birçok alanda birçok farklılaşmaya hazırlıklı olmalıyız. Yaşanılan bu başkalaşım bittiğinde, aklımıza gelmeyen bakış açılarına ve değerler bütününe sahip olacağız.

Sınırların ve geçişlerin kapatıldığı, ülkelerin içine kapandığı, en yakın komşuları ile ilişkisini kestiği şu günlerde kendine yetebilmek gerçekten çok önemli bir hale geldi. Milliyetçilik ve kendi kendine yeten ülkeler kavramları önem kazandı. Pandemi sonrası yeni dünya düzeninde artık kendi topraklarını işleyebilen, su kaynaklarını en iyi kullanan, doğru sanayi kollarına yatırım yapan, insan kaynaklarını iyi eğiten, yani gerçek anlamıyla kendi kendine yetebilen ülkeler bir adım öne çıkacak, bu kesin...

Peki sizin değişime mesafeniz kaç?

 

Hofstede, G. (1980 & 2001). Culture’s Consequences: International Differences in Work Related Values. Newbury Park: Sage Publications.

Hofstede, G. & Bond, M. H. (1988). The Confucius Connection: From Cultural Roots To Economic Growth. Organizational Dynamics, 16 (4), 4-21.

Hisrich, R. D. & Peters, M. P. (2002). Entrepreneurship. USA: Mc Graw – Hill Irwin

Wang C vd. (2020), A Novel Coronavirus Outbreak Of Global Health Concern, Lancet, 395 (10223): 470–473. doi:10.1016/S0140-6736(20)30185-9.

MİNKOV, M., & HOFSTEDE, G. (2010). Hofstede's fifth dimension: New evidence from the World Values Survey. Journal of CrossCultural Psychology, 0022022110388567.

Etiketler
  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER LİDERLİK Haberleri
Tüm Anketler
İş Yerinde Mutsuzluğun Nedeni Nedir?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI