Çalışma Tutku mu Ödev mi Olmalı?

Çoğumuz işimizin yaşamımıza anlam katmasını bekliyoruz. Ama bunun daha iyi bir yolu var. New York Times'tan Felsefe profesörü ve yazar Firmen Debrabander açıklıyor.
 Tarih: 28-08-2020 11:54:00   Güncelleme: 29-08-2020 08:47:00
Çalışma Tutku mu Ödev mi Olmalı?

Amerikalılar kadar çalışmaya takıntılı başka bir millet pek bulunmaz. Örneğin yaşlılar, yoksullar ya da kötü beslenenler için değil de özel olarak yemek zamanı işten ayrı kalmak istemeyen yazılım mühendisleri, borsa simsarları, teknoloji girişimcileri ve benzerleri için geliştirilmiş bir ikame sıvı yemek olan Soylent gibi bir ürünü başka hiçbir yerde bulamazsınız.

Diğer varlıklı uluslar haftalık çalışma saatlerini azaltır, yurttaşlarına daha çok serbest zaman verir ve yaşamlarını daha hoş kılmaya çalışırken ABD ilginç bir paradoks sunuyor: Yaşam standardı yükselmiş, konfor olanakları artmış ve teknolojik inovasyonlar verimli çalışmayı kolaylaştırmış olmakla birlikte insanlar daha az değil daha çok çalışıyor.

Çalışmayı ibadet gibi görmeyi kabul edin veya etmeyin yüksek oktanlı çalışma kültürümüzün ciddi sonuçları olduğunun çok sayıda kanıtı vardır.

Milenyum kuşağı arasındaki yüksek tükenme (burnout) düzeylerinin sorumlularından biri budur. Birçok genç serbest zamanın tadına varma yeteneğini yitirdiğini, artık daha az hobilerinin peşine düştüğünü söylüyor.....

Niçin?

Bir teori Amerikalıların çalışmanın hayatlarına anlam veren bir kaynak olmasını bekler hale geldiğidir. “Çalışma anlayışımız işlerden kariyerlere dönüştü, tutku halini aldı” diyor The Atlantic dergisi yazarı Derek Thompson. Çalışmanın tutkumuz, takıntımız haline gelmesi yolunda ısrar değilse bile artan bir beklenti var bugün.

Gerçek bir din gibi. Thompson bunu “çalışmacılık” diye adlandırıyor. Özellikle üst sınıflarda bu dile getiriliyor; tam da, en azından maddi nedenlerden, çalışma takıntısı olması gerekmeyen insanlar arasında.

Gençler arasındaki öncelikler konusunda yapılan yeni bir araştırmada kişinin kariyer tutkusuna ulaşması en önde geliyor; para kazanmaktan ya da evlenmekten bile daha önde. Tatmin edici bir iş bulmak gençler arasında aile sahibi olmaktan üç kat daha önemli görülüyor.

Düşünmesi zor.

Çoğu kişi bu amacına kesinlikle ulaşamayacak. İşlerini seven insanlar bile bugün zaman zaman anlamsız görevler yapmak zorunda kaldıklarını söylüyor.

İşlerine ofiste uzun saatler geçirmelerini mümkün kılacak kadar tutkuyla yaklaşanlar arasında bile aralıksız keyif duyanlara pek rastlanmıyor. Çalışmayı ibadet gibi görmeyi kabul edin veya etmeyin yüksek oktanlı çalışma kültürümüzün ciddi sonuçları olduğunun çok sayıda kanıtı vardır.

Milenyum kuşağı arasındaki yüksek tükenme (burnout) düzeylerinin sorumlularından biri budur. Birçok genç serbest zamanın tadına varma yeteneğini yitirdiğini, artık daha az hobilerinin peşine düştügünü söylüyor.

Amerikalılar genel olarak bugün önceki kuşaklara kıyasla sosyal aktivitelere daha az katılıyor.

Ofiste daha çok zaman geçirmek aileyle ve bizim ilgimize ihtiyaç duyan çocuklarla daha az zaman geçirmek anlamına geliyor. Uzun çalışma ile artan tüketim ve büyüyen karbon ayak izi arasında da bağlantılar var.

Yeni yaklaşım

Çalışmaya yeni bir yaklaşıma, işimizi seçme ve yapmada ve yaşamımızda ona yer açmada yeni bir motivasyona ihtiyacımız olduğu açık.

Buna, çalışmanın bütün hayatımızı tüketmesi, onun anlamını tanımlaması ve ona anlam katması gerektiği anlayışını reddetmekle başlayabiliriz. Ve çalışmaya daha büyük bir şeyi, ödevimizi yerine getirmek için bir fırsat olarak bakabiliriz.

“Aklın Huzuru” olarak bilinen ünlü makalesinde Stoacı filozof Seneca, dostu Serenus’a öğüt verir.

Bir Roma subayı olan Serenus yüksek rütbesinin şan kazanmaya izin vermediği için tatmin edici olmadığından şikâyetçidir. Yüksek konumunun bir faydasını görmemektedir. Hep şöhretini garanti altına alacak bir şeyler arayışı içindedir ama bulamamaktadır. Bunun kendisini huzursuz kıldığından yakınır Seneca’ya.

Seneca, Serenus’a ödevini yapmaya odaklanmasını tavsiye eder. Yapabileceği en iyi işi, kendi doğası ve etrafındaki insanların ihtiyaçları tarafından belirlenen işi yapmalıdır. Şöhreti, heyecanı ya da kişisel tatmini (en azından kısa vadede) unutmalıdır. Eğer ödevini yerine getirirse, der Seneca, tatmin kendiliğinden gelecektir.

Odak değiştirmek

Stoacılar ödev derken özel bir şeyi kasteder. Yükümlülüklerinizi yerine getirmekten daha fazla bir şeydir bu.

Stoacılar ödevi her yerde görür, daha iyisi hayatı bir ödevler koleksiyonu olarak alırlar. Ödeviniz işinizi de kapsar ama onunla sınırlı değildir. Neyi iyi yapabilirsin, diye sorar Stoacılar.

Hangi hizmete ihtiyaç var?

Kendini ona ver.

Tartışmasız her birimizin fiziksel, duygusal ya da akli yetenek ve kabiliyetleri vardır. Aynı şekilde doğal yapınız ve eğilimleriniz yapmamanız gereken, hiçbir zaman iyi yapamayacağınız ve sizi düş kırıklığına uğratacak şeyler olduğunu söyler. Doğal yeteneklerinizi en iyi şekilde değerlendirmenin hoşunuza gideceği umulur.

Özünde Seneca, odak değiştirmeye çağırır bizi. Kendi gerçek tek tutkunuzu keşfetmeye ve hayatınızı ve ruhunuzu ona adamaya çalışmaktansa kendinizi ve etrafınızdaki insanların ihtiyaçlarını inceleyin. Samimi bir şekilde ne yapabileceğinizi, en iyi nasıl hizmet edeceğinizi ve çalışabileceğinizi değerlendirin. Yapmaya çağrılı olduğunuz (evin içindeki ve dışındaki) çeşitli işleri belirleyin ve onları iyi bir şekilde yapın.

Seneca aynı zamanda Serenus’u umutlarını, elde edilecek sonuçlara bağlamaktan kaçınması için uyarır.

Herhangi bir sonuç göremeyebiliriz. Sık sık çabalarımızın sonuç vermediğini düşünerek moral bozukluğu yaşarız. Çoğu zaman başarının doğasını ve standardını yanlış değerlendiririz. Ama insan algısı hataya açıktır.

Çoğu zaman emeğimizin meyvelerini ölçme hatta saptama imkânımız yoktur. Seneca, sadece yapın der, ödevinizi yapın ve pek başka bir şey düşünmeyin.

Stoacılara göre, hayat oynamamız gereken rollerin olduğu bir oyundur. Bunlar bizim ödevimizdir.

Ben mesela profesörüm, kimi zaman da yazarım; ama aynı zamanda baba, koca ve oğulum; bir meslektaş, yurttaş, komşu ve arkadaş.

Bu rollerde yapmam gereken belli şeyler var. Doğamın ve toplumdaki yerimin belirlediği, bana yönelik beklentiler ve kariyerimin ötesinde yerine getirmem gereken ödevler var. Bunlar benim dikkatimi gerektiriyor. Ödevlerim zaman içinde ve yaşımla birlikte değişecek.

Tatmine giden yol

Size verilen rolü oynayın der Seneca.

Ciddiyetle ve sebatla oynayın. Ama bunun sadece bir rol, birçok diğerinin arasında (ve sizin tercih ve tasarımınıza bağlı olmayan) bir rol olduğunu kabul edin.

Ödevlerinizi yerine getirmeniz gereken değişik roller ve yaşamınızı da bu rollerin bir koleksiyonu olarak gördüğünüzde, bu, herhangi bir görevin (özellikle kariyerinizin) üzerinize bindirdiği aciliyet ve endişe duygularını yatıştıracaktır.

İstek ve arzularımızı denklemin dışına çıkarır ve kendimizi önümüzdeki işe adarsak, birçok şeye çağrılı olduğumuzu fark edersek, çalışma tedavi edici olabilir, der Seneca.

Tatmine giden bir değil birçok yol vardır. İstediğimiz her şeyi olamayız, bunu denememeliyiz bile, çünkü düşler tam ve doğru değildir ve istekler doyumsuzdur.

Yapabileceğimiz şeylere, nerede yardımcı olabileceğimize odaklanmak çok daha iyidir.

Ödevlerimiz hayatımızda çok daha kesin kılavuzlardır ve onları kucaklamak bizi mutlu eder.  

  Kaynak: OPTİMİST YAYINLARI
  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER YAŞAM Haberleri
Tüm Anketler
İş Yerinde Mutsuzluğun Nedeni Nedir?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI